Haber Detayı
12 Mayıs 2016 - Perşembe 11:40
 
Terörle mücadelede istihbarat yöntemi
Isparta Milletvekili Nuri Okutan TBMM Genel Kurulu’nda partisi adına yaptığı konuşmada, terör örgütüne karşı en etkin mücadelenin, istihbarat destekli nokta operasyonları yapmak olduğunu belirterek, bombalı eylemi yapanlar kadar, bu eylemlerin talimatını verenlerin de etkin bir istihbarat yöntemiyle takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
Siyaset Haberi


      MHP Isparta Milletvekili Nuri Okutan, “Terörle mücadele, samimiyet ister, kararlılık ister, tutarlılık ister. Terörle mücadele, ilgili kurumların tam bir saat sistematiği içinde birbiriyle uyum ve ahenk içinde çalışmasını gerektirir. Teröre karşı en büyük caydırıcılık budur” dedi. Sözde çözüm sürecindeki ihmallerin faturasını milletçe çok ağır bir şekilde ödediklerini anlatan Okutan, “Amerika Birleşik Devletleri kendi vatandaşlarını bizim istihbarat bilgilerimizle uyarırken Hükümetimiz ne yapıyordu? Yetkililer neyle meşgullerdi? Bizim vatandaşımızın can ve mal güvenliği ABD vatandaşları kadar önemli değil miydi? Elbette önemlidir. Peki, o hâlde tekrar soruyorum: Hükümetimiz ve görevliler ne yaptılar?” diye sordu.

AKP DÖNEMİNDE TERÖR DAĞLARDAN ŞEHİRLERE İNMİŞ,

BAŞKENT ANKARA BOMBALI SALDIRILARIN HEDEFİ OLMUŞTUR

MHP Isparta Milletvekili Nuri Okutan’ın konuşmasının tamamı şu şekilde:“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu tarafından, Ankara Garı'nda 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilen bombalı saldırıya ilişkin olarak verilen Meclis araştırma önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, AK PARTİ döneminde terör dağlardan şehirlere inmiş, nihayet, başkent Ankara birbiri ardına hain bombalı saldırıların hedefi hâline gelmiştir. 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı'ndaki bombalı saldırının ardından güvenlik ve istihbarat zafiyeti gündeme gelmiş, ancak Hükümet yetkililerinin olayın ciddiyetini kavrayamadıkları ve gerekli önlemleri alamadıkları, sonrasında yaşanan bombalı saldırılarla acı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ankara Merasim Sokak'ta 17 Şubat 2016 tarihinde, güvenlik güçlerimizin servis araçlarını hedef alan ve çok sayıda şehit verdiğimiz hain saldırının ardından güvenlik ve istihbarat zafiyeti yeniden gündeme gelmiş, Başbakan Sayın Davutoğlu Ankara Valiliğinde aldığı brifingin ardından şu açıklamayı yapmıştır: "Türkiye geneliyle ilgili güvenlik tedbirleri dışında özel bir güvenlik mekanizması ve Ankara'nın, başkentin hususiyetini de gözeten bir eylem planı hazırlanacaktır." Bu toplantının ardından, İçişleri Bakanlığının 8 Mart tarihli genelgesi çıkarılmış ve yürürlüğe konulmuştur. Genelgede, 17 Şubatta Ankara'da askerî servis araçlarına yönelik saldırıdan sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında yapılan güvenlik toplantılarında kararlaştırılan tedbirlere yer verilmiş ve gerekli önlemlerin artırılması istenmiştir, ancak üzülerek belirtmeliyim ki bu genelgenin akabinde, 13 Mart 2016 tarihinde, başkent Ankara, Kızılay'da gerçekleştirilen yeni bir bombalı saldırıya daha sahne olmuştur. Yine çok sayıda masum insanımız hunharca katledilmiştir. Toplanarak, brifing alarak, genelge çıkararak terörü ortadan kaldırmanın ve bombalı saldırıları önlemenin mümkün olmadığı yaşadığımız bu üzücü olaylarla apaçık ortadadır.

GÜVENLİK VE İSTİHBARAT ZAFİYETİ, KUSURU

BAŞKA YERLERE ARTARAK ÖRTÜLEMEZ

Daha önce de ifade ettik, işte, tam da bu koordinasyonu sağlamak üzere kurulan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının durumu ortada. Bu kurumun ağırlığı ve farkını bir türlü hissedemedik. Günübirlik politikalarla terörle mücadele etmek mümkün değildir. Üzülerek ifade etmeliyim ki iktidarın kusuru üzerinden atmak için geliştirdiği politikalara, terörle mücadele alanda da aynısına rastlıyoruz. Bir güvenlik ve istihbarat zafiyeti söz konusu olduğunda veya olası bir başarısızlık durumunda kusur hemen başka birilerine bağlanmaktadır. Polisin içinden bilgi sızdırılması, çalıntı araçları izleyen sistemdeki koordinasyonsuzluk veya MOBESE kameralarının çalışmaması bahanelerinin arkasına saklanılarak sorumluluktan kaçılmaktadır. Bütün bu söylemler, eskilerin deyimiyle, şüyuu vukuundan beter söylemlerdir. Millet sizi, hükûmeti, devletin içindeki yapılanmalarla, devletin bütünlüğünü hedef alan bölücü terör örgütüyle de gerçek anlamda mücadele etmeniz için seçmiştir. Bütün bu bombalı saldırılarda ve sözde çözüm sürecindeki hatalarda ihmali ve kusuru olan ortaya çıkarılmalı ve hesap verilmeliydi; sorumlular bulunmalı, en azından siyasi sorumlular gereğini yapmalıydı. Aradan geçen zaman içinde, güvenlik ve istihbarat birimlerinden sorumlu olanlar görevlerinden ayrılmadı veya görevlerinden alınmadılar. Gelinen noktada, görevden ayrılan ya da görevinden alınan kişi Sayın Davutoğlu mu olmuştur?

DAVUTOĞLU’NUN GÖREVDEN AYRILMASINDA TERÖR POLİTİKALARININ RÖLÜ VAR MIDIR?

Şimdi, buradan haklı olarak soruyoruz: Acaba Sayın Davutoğlu'nun görevden ayrılışının ardında bütün bu terör politikalarının rolü var mıdır? Sayın Davutoğlu, PKK, PYD ve Suriye'deki örgütlerle yürütülen temaslardan dolayı mı görevden alınmıştır ya da Süleyman Şah Türbesi'ni örgütle birlikte kaçırmasından dolayı mı görevden alınmıştır? Burada, Ankara'da meydana gelen bombalı saldırıları konuşuyoruz, sorumluların hesap vermesini ve bu katliamların aydınlatılmasını istiyoruz. Oysa bir suikasta kurban gittiği anlaşılan Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay'ın durumu bile hâlâ aydınlatılamamıştır. Başkent patlamalarının olduğu günlerde, ABD Elçiliğinin patlamalarla ilgili vatandaşlarını önceden uyardığı, âdeta il il adres verdiği basına yansımış, eleştirilere konu olmuştu. Bunun üzerine, ABD Elçiliği yeni bir açıklama yapıp istihbaratın kendilerine ait olmadığını, Türk makamlarından alınan istihbaratla ilgili kendi vatandaşlarını bilgilendirdiklerini ifade etmişlerdir. Şimdi buradan sormak gerekiyor: Amerika Birleşik Devletleri kendi vatandaşlarını bizim istihbarat bilgilerimizle uyarırken Hükümetimiz ne yapıyordu? Yetkililer neyle meşgullerdi? Bizim vatandaşımızın can ve mal güvenliği ABD vatandaşları kadar önemli değil miydi? Elbette önemlidir. Peki, o hâlde tekrar soruyorum: Hükümetimiz ve görevliler ne yaptılar?

SÖZDE ÇÖZÜM SÜRECİNDEKİ İHMALLERİN

FATURASINI MİLLETÇE ÖDÜYORUZ

Sözde çözüm sürecinde ihmalleri olanların, faturayı milletimiz için daha da ağırlaştıranların ödüllendirildiklerine şahit oluyoruz. Bugün, silahların stoklanmasında ve bombaların gömülmesinde ihmali olan kamu görevlileri hâlâ görevlerinde tutulmaktadırlar. Bütün bunlardan daha vahim olan ise patlayan bombaların Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarını artırdığının Sayın Başbakan Davutoğlu tarafından söylenmiş olmasıdır. Burada, bütün bu eylem ve katliamların sanki bütün milletimizi değil de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını hedef aldığı algısı oluşturulmuş; bu durum tam bir aymazlık, öngörüsüzlük ve siyasal çıkarcılıktır.

Sınırlarımızın delik deşik edildiği, mülteci kılığında ülkemize giriş yapan bombacıların başkentin göbeğine kadar gelebildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Buradan açıkça soruyoruz: Bütün bu canlı bombalar Ankara'ya gelene kadar neden yakalanamamıştır? Bombalı eylemlere katılan çalıntı araç hiç mi kameralara yakalanmamıştır? Yakalandıysa neden takip edilip etkisiz hâle getirilmemiştir? Bütün bu olaylarda kusur ve ihmali olan kamu görevlilerinin soruşturulmasına gerek olmadığına neden karar verilmiştir? Öyleyse suçlu kimdir? Değerli milletvekilleri, terörle mücadelede Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının kafası karışıktır. Kurumlar arası koordinasyon kaybolmuş, iş birliği ve bilgi paylaşımı ortadan kalkmış, hatta kurumların kendi içinde bile fikir ve görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Terörle mücadele yerine, sözde çözüm sürecinde teröristle müzakere yöntemini seçen Adalet ve Kalkınma Partisinin başarısız, isabetsiz politikalarının ağır faturasını milletçe, hep birlikte ödüyoruz. Sarı öküz hikâyesinde olduğu gibi, terörle mücadeleden vazgeçip teröristle müzakereye girdiğimiz gün sarı öküzü verdik ve kaybettik. Ülkemizi yıllardır kana bulayan bölücü örgütle müzakere ederek çözüm olacağını zannettiğimiz gün aslında kaybettik; Suriye'deki örgütlerle, PYD ve El Nusra uzantısı örgütlerle içli dışlı olduğumuz gün kaybettik. Büyüklerimizin dediği gibi "Kara kazanın yanında oturana kara bulaşır." "Orta Doğu'da bizden habersiz yaprak düşmez." yaklaşımınıza ne oldu? Yapraklardan haberdarsınız da teröristlerden mi haberdar değilsiniz? Değerli milletvekilleri, terör bir insanlık suçudur ve çözümü de bütün insanlığı ilgilendirmektedir. Dolayısıyla, terörle mücadelede uluslararası mekanizmalar harekete geçirilmeli, bu alanda uluslararası iş birliğine önem verilmelidir. Terörle mücadelede istihbaratı güçlendirmek, kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, teknoloji destekli analiz sistemlerini kullanmak büyük önem taşımaktadır. Coğrafi suç haritaları, suç işleme bölgeleri ve zamanları iyi analiz edilmeli, personelin görev yılgınlığını önleyecek dinamik politikalar hayata geçirilmelidir. Plaka tanıma, yüz tanıma sistemleri gibi yüksek teknoloji etkin bir şekilde kullanılmalı, elde edilen bilgiler tek merkezden koordine edilmelidir. Terör örgütüne karşı en etkin mücadele, istihbarat destekli nokta operasyonları yapmaktır. Bombalı eylemi yapan kadar, bu eylemlerin talimatını verenler de etkin bir istihbarat yöntemiyle takip edilmelidir. Terörle mücadele, samimiyet ister, kararlılık ister, tutarlılık ister. Terörle mücadele, ilgili kurumların tam bir saat sistematiği içinde birbiriyle uyum ve ahenk içinde çalışmasını gerektirir. Teröre karşı en büyük caydırıcılık budur.”

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: Terörle, mücadelede, istihbarat, yöntemi,
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Arşiv
istanbul escort şişli escort